Çöl, Medinalar ve Hikayelerin Ülkesi
Fas’ı anlatmak zordur. Çünkü Fas sadece görülen bir ülke değil, içine girilen bir atmosferdir. Atlas Dağları’nın gölgesinde yükselen kırmızı şehirler, dar medinalar, baharat kokan pazarlar, riad avluları ve Sahra’nın sonsuz kum tepeleri… Hepsi bir araya gelerek ziyaretçiye sanki başka bir zamanın içinde yürüyormuş hissi verir.
Fas’ta sabahlar nane çayının kokusuyla başlar. Öğleden sonra güneş medina duvarlarına sert gölgeler düşürür ve fotoğrafçılar için en güzel ışık saatleri yaklaşır. Akşam olunca şehirler bambaşka bir kimliğe bürünür. Marakeş’in kalbi sayılan Jemaa el Fna Meydanı gündüz sıradan bir meydan gibi görünür ama gece olunca hikaye anlatıcıları, müzisyenler ve yemek tezgahlarıyla dev bir açık hava tiyatrosuna dönüşür.
Fas’ı gerçekten anlamak için sadece görmek yetmez; bazen sokaklarında kaybolmak gerekir.
Fes Medina dünyanın en büyük araçsız şehirlerinden biridir. İçinde 9.000’den fazla dar sokak bulunur ve birçok noktada GPS veya Google Maps yeterince işe yaramaz.
Bu yüzden Fas’ta keşif bazen haritayla değil merakla yapılır. Yerel halkın bazen yön tarif ederken çok net olmamasının sebebi de budur. Çünkü kaybolmak Fas deneyiminin bir parçası olarak görülür.
Çoğu turist önce biraz kaybolur, sonra bir çocuk ya da bir esnaf doğru yolu gösterir ve küçük bir bahşiş alır. Fas sokak kültürü böyle işler.
Marakeş’e “Red City” yani Kırmızı Şehir denir. Bunun sebebi dekorasyon değil mimaridir. Şehirde kullanılan yapı malzemesi Atlas Dağları’ndan gelen kırmızı kil ve topraktır.
Bu yüzden Marakeş’in duvarları ve binaları doğal olarak kırmızı tonlarındadır. Hatta şehir planına göre yeni yapılan binalar bile bu renklere uyum sağlamak zorundadır.
Gün batımında bu kırmızı tonlar daha da yoğunlaşır ve şehir sanki ateşle boyanmış gibi görünür.
Fas’ta kapılar sadece mimari bir detay değildir. Kapıların renkleri, desenleri ve tokmakları bile bir mesaj taşır.
Birçok geleneksel evde iki farklı tokmak bulunur:
• büyük tokmak → erkek misafir
• küçük tokmak → kadın misafir
Ev sahipleri kapıya kimin geldiğini tokmağın çıkardığı sesten anlayabilir.
Fas’ta nane çayı sadece bir içecek değildir, bir misafirperverlik ritüelidir.
Çay genellikle yukarıdan dökülerek servis edilir. Bu hem köpük oluşturur hem de misafire verilen değerin bir göstergesi olarak kabul edilir.
Fas kültüründe çayla ilgili söylenen eski bir söz vardır:
İlk çay hayat kadar acı
İkinci çay aşk kadar güçlü
Üçüncü çay ölüm kadar tatlıdır.
Bir evde size çay teklif edilmesi aslında “hoş geldin” demektir. Çayı reddetmek bazen misafirperverliği reddetmek gibi algılanabilir.
Fas şehirlerinin kalbi souk adı verilen pazarlardır.
Burada fiyat sormak her zaman satın almak anlamına gelmez. Pazarlık çoğu zaman bir sosyal iletişim biçimidir. Sohbet etmek, hikaye anlatmak ve karşılıklı gülmek bazen alışverişten daha önemli olabilir.
Fas mutfağı baharatların ustaca kullanımıyla ünlüdür.
En bilinen karışımlardan biri ras el hanout’tur. Bu baharat karışımı bazen 30’dan fazla farklı baharat içerir. İsmi Arapçada “dükkanın en iyisi” anlamına gelir.
Fas’ın geleneksel evleri olan riad’lar dışarıdan oldukça sade görünür. Ancak kapıdan içeri girildiğinde ortasında havuz bulunan bir avlu, portakal ağaçları ve mozaiklerle süslü duvarlarla karşılaşılır.
Riad mimarisi içe dönük yaşamın sanatıdır. Sokak tarafı sade, iç tarafı ise şaşırtıcı derecede zengindir.
Jemaa el Fna Meydanı gündüz sıradan bir şehir meydanı gibi görünür.
Ama akşam olduğunda meydan bambaşka bir dünyaya dönüşür:
• hikaye anlatıcıları
• müzisyenler
• sokak yemekleri
• seyyar mutfaklar
ile meydan dev bir açık hava tiyatrosu haline gelir.
Fotoğrafçılar Fas’ı çok sever. Çünkü burada ışık serttir, gölgeler güçlüdür ve renkler neredeyse boya gibi görünür.
Özellikle öğleden sonra saatleri – yaklaşık 16:30’dan gün batımına kadar – fotoğraf çekmek için en etkileyici zamanlardan biridir. Bu saatlerde duvarların kırmızı tonları adeta yanıyormuş gibi görünür.
Sahara Çölü’nde gece olduğunda şehir hayatında neredeyse hiç karşılaşılmayan bir şey ortaya çıkar: gerçek sessizlik.
Rüzgar bile bazen tamamen durur. Birçok ziyaretçi ilk kez bu kadar sessiz bir yerde kaldığında kendi kalp atışını duyduğunu söyler.
Merzouga çevresindeki çöl kamplarında ışık kirliliği olmadığı için Samanyolu çıplak gözle görülebilir. Bazı geceler yıldızlar o kadar parlaktır ki kum tepelerinin üzerinde gölge oluşturur.
Geleneksel Fas hamamları yalnızca temizlik için kullanılan yerler değildir. Özellikle cuma günleri insanlar hamama gider ve burada saatler geçirir.
Hamam aynı zamanda bir sosyal buluşma alanıdır.
Marakeş’te gün batımını izlemek için turist kalabalığının olduğu meydan yerine Koutoubia Camii’nin arkasındaki küçük parkı tercih etmek gerekir. Atlas Dağları siluetiyle birlikte şehir kırmızıdan turuncuya döner.
Fes’teki ünlü Chouara deri tabakhanelerini görmek için en iyi saat sabah erken saatlerdir. Boyalar yeni dökülür, ışık daha yumuşaktır ve ortam daha sakindir.
Sahara’da gece kum tepelerinden biraz uzaklaşıp oturduğunuzda şehirde hiç duymadığınız bir sessizlikle karşılaşırsınız. O an çöl gerçekten konuşur.